SAHİH-İ MÜSLİM

Bablar Konular Numaralar

AHMED DAVUDOĞLU

319 - 323 NOLU HADİSLERİN ŞERHİ:

 

Hadis muttefekun aleyhtir. Buhâri onu zekât, Buyu' Rehin ve Edeb bahislerinde tahric etmiştir.

 

İmam Nevevi 'nin beyanına göre «tehannüs: teabbüddür. Nitekim hadisde de Müslim onu bu ma'na ile tefsir etmiştir. Diğer rivayette onu: Teberrür diye izah eder. Teberrür, birr, yani tâat yapmaktır. Lügat uleması; Tehannüsün aslı günahdan çıkacak bir iş yapmaktır; demişlerdir...

 

«Sen geçmişte yaptığın hayırlarla müslüman oldun,» ifadesinden murad: o hayırların hesaba katılması veya kabul olunmasıdır. Zira kâfir müslüman olur da ölürse hasenatının kabul edileceği yahud hesaba katılacağı; kâfir olarak ölürse amellerinin bâtıl olacağı rivayet edilmiştir.

 

Mazirî hadisin bu cümlesi üzerinde ulemânın ihtilâf ettiğini söyledikten sonra şöyle eliyor: «Bu cümlenin zahiri usulün iktizâ ettiği ma'naya muhaliftir. Çünkü kâfirin ibâdeti sahih değildir ki yaptığı tâatan dolayı sevaba nail olsun. Ama ibâdet değil de itaat göstermiş olması sahihtir. Yukarıdaki izahattan anlaşılıyor ki hadîs te'vîl edilmiştir. Te'vîlinin de bir kaç veche ihtimâli vardır.

Şöyle ki:

 

1 - «Sen geçmişte yaptığın hayırlarla müslüman oldun» sözü evvelce güzel âdetler, makbul tabiatlar kazanmışsın; onlardan müslümanken de faydalanıyorsun; sana hayırlı işler için bu âdetler bir hazırlık ve yardımcı oluyor, ma'nasma gelebıir.

 

2  - Bu yaptıklarınla güzel bir nâm kazandın. Bu nâmın müslüman iken dahi devam edecektir.

 

3  - Müslüman olduktan sonra yaptığı hayır hasenata geçmiş iyilikleri sebebi ile fazla sevap verilmesi ihtimalden uzak değildir. Kâfirin yaptığı hayırlardan dolayı azabı hafifletileceği bildirilmektedir. Kaadî Iyâz şunu rivayet ediyor : «Bu cümlenin ma'nası geçmişte yaptığın hayırlar bereketine, Allah Teâlâ seni İslama hidayet etti, demektir. Çünkü evvel emirde bir kimsenin hayır yapmış olması akıbetinin seadetine delildir.»

 

Muhakkik ulemadan İbni Battal ve başkaları hadisden muradın zahirî manası olduğunu söylemişlerdir. Onlara göre kâfir müslüman olarak ölürse küfür halinde yaptığı hayırlardan dolayı kendisine sevap verilir. Delilleri Ebu Said -i Hudrî (Radiyallahu anh)'ın rivayet ettiği şu hadistir: «Kâfir müslüman olurda müslümanlığını tam yaparsa; geçmişte yaptığı her hayırdan dolayı Allah ona bir sevap yazar ve geçmişte irtikap ettiği her kötülüğü yok eder. Bundan sonra yapacağı hayır ameli ona yedi yüze kadar katlanır. Kötü ameli ise bir misli ile katır. Meğerki Allah Teâlâ bağışlamış ola.»

 

Bu hadisi Dârakutni imamı Mâlikin garip hadisleri meyanında zikretmiştir. Dârakutni hadisi dokuz ferikle zikretmiştir ki, bunların hepsinde kâfire, müslüman olduktan sonra şirk halinde iken yaptığı her hayır mukabilinde sevap verileceği zikredilmektedir. İbni Battal bu hadisi rivayet ettikden sonra şunları söylüyor: «Allah Teâlâ kullarına dilediğini ihsan edebilir. Ona kimsenin itiraza hakkı yoktur...»

 

Ulemadan bazıları bu cümlenin manası: «Müslüman olan her müşrike İslam'a girmezden önceki hayırlı ameli yazılır, fakat kötü ameli yazılmaz» demektir; çünkü İslâmiyet Önceki günahları yok eder. Hayırlı amellerinin yazılması bunlarla Allah'ın rızasını talep ettiği içindir. Zira kâfirler Allah'ın rübubiyetini tanırlar. Ancak şirk üzere ölürlerse amelleri merdud olur. Müslüman olunca; Allah onlara lütfü ihsan ederek hayırlı amellerini yazar, kötü amellerini yok eder.» derler.

 

Bu babda daha bir çok sözler söylenmiştir. Kurtubî: «bunların içerisinde en güzeli'nin sözüdür.» demektedir. Harbi bu hadisi: «Geçmişte yaptığın hayırlar senindir.» diye tefsir etmiştir. Allah'u a'lem.

 

Fukaha: «Kâfirin ibadeti sahih değildir. Müslüman olsa bile eski ibadedleri nazar-ı itibara alınmaz. > demişlerdir. Nevevi bu sözü tefsir ederken şöyle demektedir. «Fukahanın bundan muradı küfür halinde işlenen hayırların dünya ahkâmı hakkında nazar-ı itibara alınamayacağıdır. Bu sözde âhiret sevabına dair birşey yoktur. Biri çıkar da o amellerden dolayı âhirette sevaba nail olamaz derse; sözü bu hadis-i sahih ile reddolunur. Filvaki küffârın bazı fiilleri dünya ahkâmı hakkında da nazar-ı itibara alınır. Kâfire keffaret-i Zihar yahud başka bir keffaret lâzım gelse de küfür halinde iken onu verse borcunun Ödenmiş olacağını fukaha beyan etmişlerdir.» Ancak Nevevi'nin bahsettiği bu hüküm Hanefilere göredir. Eimme-i Selâse denilen Malik, Şafiî, ve Ahmed İbni Hanbel hazerâtına göre müşrikin verdiği keffaret caiz ve makbul değildir. Mamafih bir rivayette İmam Ahmed bu meselede Hanefîierle beraberdir. Diğer bir rivayette bu keffaretin mutlak surette caiz olduğuna kail olmuştur. Malik ile Şafiî meseleyi hata sureti ile insan Öldürmeye kıyas etmişlerse de deliller mutlaktır. Katil âyeti imanla mukayyettir. Kaide her delille ıtlak ve takyidi muktazasınca amel icap eder.

 

Kâfir cünüplükten yıkansa da sonra müslüman olsa tekrar yıkanması icap eder mi, etmez mi? Bu mesele Şafiî' ye uleması arasında ihtilaflıdır. Bazıları ileri giderek: «Abdest olsun, ğusul olsun kâfirin her tahareti hatta teyemmümü caizdir. Müslüman olduğu zaman bunlarla namazını kılabilir.» demişlerdir. Hanefîlere göre ise; müslüman olan kafir cünüp değilse yıkanması müstehabtır. Cünüp olarak müslüman olmuşsa mesele ihtilaflıdır.